2 Mart 2026 Pazartesi 00:15:17


BİR BULGARIN TÜRK SÖZÜ

BİR BULGARIN TÜRK SÖZÜ

Bulgarlar, Asya’nın derinliklerinden çıkan ve Batı’ya doğru akan ulu Türk ırmağının en güçlü kollarından biridir. Ötüken’den yola çıkan bu yiğit budun, tarih sahnesine Bozkır Kültürü’nün taşıyıcısı ve Türk devlet geleneğinin batıdaki kalesi olarak çıkmıştır. Batı Sibirya ve Hazar’ın kuzeyindeki geniş düzlüklerde boy veren bu topluluklar, Türk’ün teşkilatçı yeteneğini Balkanlar’ın içlerine dek taşımışlardır. Bizans yazıcılarının "Bulgaroi" diye andığı bu kitle, öz be öz Türk kanı, töresi ve diliyle yoğrulmuş bir savaşçı topluluktur.

"Bulgar" sözcüğünün kökeni, Türkçenin en eski katmanlarında yer alan "bulgamak" (karıştırmak, bir araya getirmek, düzenlemek) eyleminden türemiştir. Bu adlandırma, çeşitli Türk boylarının bir bayrak altında toplanarak oluşturduğu güçlü bir birliği imler. Onogur (On-Ok) federasyonunun en diri parçasını oluşturan Bulgarlar, Lir-Türkçesi (Ogur grubu) konuşan toplulukların en uçtaki temsilcileridir. Bu dilsel bağ, onları bugün yaşayan Çuvaş Türkleriyle ve eski Hunlarla doğrudan kan kardeşi kılar.

Tarihsel belgeler, Bulgarların beşinci yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyinde egemenlik kurduklarını sarsılmaz bir biçimde kanıtlar. Büyük Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ortaya çıkan bu budun, Avrupa’nın siyasal yapısını kökten sarsmıştır. Tarihçi Priscus ve Malalas gibi Bizanslı tanıklar, Bulgarların savaşçı yeteneklerini ve sarsılmaz disiplinlerini hayranlıkla anlatır. Onlar, bozkırın hürriyet tutkusunu ve devletleşme bilincini yerleşik Avrupa’ya taşıyan ilk Türk öncüleridir.

Yedinci yüzyılda Kubrat Kağan’ın kurduğu "Eski Büyük Bulgarya" (Magna Bulgaria), Türk birliğinin görkemli bir anıtıdır. Kubrat Kağan, dağınık boyları bir araya getirerek Hazar ve Bizans arasında dengeleri belirleyen bir güç olmuştur. Onun vasiyeti olan "birlik içinde olma" öğüdü, Türk devlet felsefesinin en yalın ve derin özetidir. Bu dönemde Bulgarlar; tarım, hayvancılık ve demircilikte dönemin en ileri yöntemlerini kullanarak bozkır uygarlığını yerleşik bir düzene taşımışlardır.

Asparuh Han komutasındaki Bulgarların Tuna’yı geçerek bugünkü topraklarına yerleşmesi, Avrupa tarihi için bir dönüm noktasıdır. Burada kurulan Birinci Bulgar Devleti, Türk askeri dehasının ve yönetim becerisinin bir sonucudur. Bizans’ı vergiye bağlayan, İstanbul kapılarına dayanan Krum Han gibi alp hükümdarlar, Türk’ün diz çökmeyen iradesini Balkanlar’a kazımışlardır. Bu süreçte yerel Slav toplulukları, Türk kağanlarının adil idaresi altında bir düzene kavuşmuş ve devletleşmeyi doğrudan Türklerden öğrenmişlerdir.

Yazılı taşlar ve arkeolojik kalıntılar, Bulgarların Türk kimliğini silinmez bir biçimde belgeler. Madara Süvarisi kaya kabartması, Türklerin süvari geleneğinin ve egemenlik imgesinin en somut, en görkemli kanıtıdır. Şatallar ve Preslav yazıtlarında geçen "Kağan", "Tarkan", "Bağatur" ve "İçirgü Boila" gibi unvanlar, devlet yapısının tamamen Türk töresine dayandığını tartışmasız bir biçimde ortaya koyar. Bu unvanlar, sonradan gelen yabancı etkilerin altındaki öz kimliği haykıran tanıklardır.

Bulgarların inanç dünyası, Gök Tanrı (Tengri) merkezli eski Türk inancına sıkı sıkıya bağlıydı. Kazılarda ortaya çıkarılan "Tangra" yazılı tabletler ve kurban sunakları, İslam ve Hıristiyanlık öncesi Türk ruhunun izlerini taşır. Ayrıca, Bulgar Takvimi olarak bilinen "On İki Hayvanlı Türk Takvimi", bu budunun astronomi bilgisini doğrudan Orta Asya köklerine bağlar. Bu takvim sistemi, bugün bile bilim çevrelerince dünyanın en duyarlı ve tutarlı zaman ölçme yöntemlerinden biri olarak kabul edilir.

Dilbilimsel açıdan bakıldığında, Tuna ve İdil Bulgarlarından kalan söz varlığı öz be öz Türkçedir. Tuna Bulgarcası, Türkçenin batı kolu olan Ogur öbeğine aittir ve en eski Türk lehçelerinden biri olarak kabul edilir. Bizans kaynaklarındaki kişi adları incelendiğinde; "Toktu", "Kormisoş", "Teleç", "İrnik" gibi adların Türk ad koyma geleneğiyle tam bir uyum içinde olduğu görülür. Bu dilsel miras, Bulgarların etnik kökeninin üzerine bina edildiği sarsılmaz bir temeldir.

Bulgarlar, dillerini ve dinlerini zamanla değiştirmiş olsalar da, tarihsel ve genetik özleri itibarıyla Türk’tür. Bugün Balkan coğrafyasındaki devlet geleneği ve kültürel doku incelendiğinde, en dipte Türk’ün kurucu iradesi ve teşkilatçı ruhu yatar. Biz Türk milliyetçileri için Bulgarlar, tarihin cilvesiyle yollarını ayırmış ancak kökünde bizimle bir olan, kanı kanımızdan gelen öz kardeşlerimizdir. Bu tarihsel gerçeği bilimsel bir yöntemle savunmak, Türk dünyasının bütünlüğünü kavramak adına kutsal bir ödevdir.

img

MURAT GÜLŞAN

Araştırmacı yazar

Yorumlar