2 Mart 2026 Pazartesi 00:15:22


Pir Hoca Ahmed Yesevi ve Anadolu Erenleri

Pir Hoca Ahmed Yesevi ve Anadolu Erenleri

 

Dört- beş yıl kadar önceydi. Çarşıda olduğum bir gün çok sevdiğim katmer- çay ziyafeti için bir börekçinin önündeki masaya oturmuş pişirilmesini beklerken, bir gurup ortaokul öğrencisi gelip yan masaya oturmuştu.

Onlar da sipariş verip bekleyişe geçmişti, hazır boş vakit varken, bu pırıl pırıl çocuklarla muhabbet şansını kaçıramazdım.

Sıcak bir tebessüm ve selamlaşma sonrası muhabbet başlamıştı. Okul formalarının üzerine işlenmiş etiketteki ismi görünce heyecanım doruk yaptı. Okullarının adı Ahmed Yesevi idi çünkü.

İstanbul Ataköy'de bir camiye Yunus Emre adının verildiğini gördüğüm an gibi bir sevinç kapladı gönlümü. Çok şükür eşsiz değerlerimizi farkedip isimlerini kullanarak daha çok hatırlanması ve faydalanılmasına gayret ediliyor düşüncesi idi sevincimin nedeni. Bir camiye Yunus Emre adı verilmesi gibi bir okula Ahmed Yesevi adının verilmiş olmasına da ilk kez rastlıyordum.

Sohbet konusu belirlenmişti. Hırkalarındaki amblemi işaret ederek heyecanla Ahmet Yesevi'mi okulunuzun adı dedim. Cılız bir evet duydum. Bu heyecansız evetten kim olduğunu bilmedikleri seziliyordu. Yanılmış olabileceğim umuduyla, ne güzel, kim olduğu hakkında ne biliyorsunuz çocuklar dedim.

Her birinden tek tek gelen, sanıyorum bir şair, yok yok ünlü bir yazar gibi cevaplarla hayal kırıklığım onlara değil, okullarına adı verilen bir Türk büyüğünü anlatma ihtiyacı duymayan okulda görevli idareci ve öğretmenlere kızgınlığa dönüştü. Kimbilir belki onlar da bihaberdiler.

Oradaki çocuklarımıza tanıtma ve bu aşkı aşılama görevi yeterli değildi. Yazılarımla, kitabımla daha çok insanımıza ulaşmalıydım.

Aile içinde ve okullarımızda, ilahi nizamın korunmasına memuriyet mukaddes göreviyle şerefli Türklüğümüz, sevgi, merhamet temelli güzel dinimiz ve her biri mukaddes görevli Türkler zincirinin değerli birer halkası olan atalarımızdan onur ve övünçle sözetmekten imtina edilmekle; yeni nesillerimize Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle donanma şansı da verilmemiş oluyor zira.

Bugün yaşadığımız çöküşün ana sebebi de bu. Okul müfredatına karar mercileri ne kadar önemliymiş ve "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!" diyen Atatürk'ümüz ne haklıymış...

Tek çare, biran önce idraki ve telafisi. Çok daha geç olmadan...

Amin ya Rab'bi!..

Adevviye Şeyda Karaslan

"Ahmet Yesevi Bayrak isimdir. Türkçenin egemenliğini ve doğru müslümanlık anlayışını temsil eder. Doğru müslümanlık anlayışı, Ahmet Yesevi'nin ortaya koyduğu muhteşem sentezdir. Bize gerekli olan Ahmet Yesevi'den Atatürk'e uzanan Türklüğün doğru çizgisidir."

Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî

2010 yılında başlayan tasavvuf okuma ve okuduklarımı hayata geçirme öğüdüyle değişim-gelişim sürecimde, yol göstermesi niyazımla dualarıma icabet eden Rab'bimin karşıma çıkardığı kaynaklardan en önemlisiydi belki de Hoca Ahmet Yesevî.

"Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen;

Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol sen;

Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen;

Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte."

Rastladığım bu dörtlüğünün daha ilk dizesi ile ruhum, gönlüm, elim- ayağım tutuşmuştu adeta. Nedeni neydi, nasıl bir etkilenmeydi bu başta anlayabilmek imkansızdı. Sözünü ettiği gönlü kırıklardan olmamdı belki sebep. Öyle büyük bir coşku seline kapılmıştım ki!. Büyük bir aşkla bu coşku sağanağının önünde sürüklenirken anlayabildiğim tek şey yolumun onun yolu olduğu idi.

Türkistan'daki dergâhında bulunan bir kitabede, neredeyse bin yıl önceden, ocağında yetiştirdiği talebelerinin, Anadolu ve Balkanlarda nerelere yayılıp dergahlarını kurarak ilim irfan saçacaklarının bir harita üzerinde nokta olarak belli olduğunu okuduğumda da adeta büyülenmiştim. Divanını okudukça artıyordu aşkım ve merakım.

Kimdi, Besmele ile başlayarak hikmet söyleyen, taliplerine inci, cevher saçıp yol gösteren bu yüce Pir-i Türkistan! Ocağında yetişerek yollara düşüp ilk olarak Horasan'a yurt kurmuş, Anadolu ve Balkanlara yayılarak ilim-irfan dergâhlarını açıp, Hakk'tan aldığı güç ile her köşeye uzanıp ışık saçmış, karanlıklarda kör, çöllerde susuz kalmış, daralmış, çorak gönülleri ummana eriştirip, aydınlığa çıkarmış Anadolu'nun manevi mimarları, Horasan erenlerinin, Türk-İslam Tasavvufunun koca hocası imiş meğer o!..

Göğsümü kabartan büyük bir coşku hissiyle adını duyduğum an nabzımın hızlandığı bu koca hocaların hocası, hazreti pire karşı büyük bir sevgi duyduğumu fark ettim ve heyecanla okuyup öğrenmek, yolunu takip etmek diledim.

Geçen bin yıl içerisinde önemini yitirmeyen, öğrenmeye, düstur edinmeye hayatî ihtiyacımız olan ilkelerinin şaşmazlığı, doğmadan yüzyıllar önce, nasibi olan, cennetten gelen ilmin sembolü hurmayı Cebrail (a.s.) aracılığıyla gönderenin yüce Allah ve hurma ile birlikte Pirin sıkı sıkıya bağlı olduğu sevgili peygamberimizin ahlakı, edebi, sünnetinin sembolü hırkasını, göreve talip olan Arslan Baba'ya emanet edenin ise bizzat sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) olmasından ileri geliyordu mutlaka.

Dergâhında yetiştirdiği erenlerin, Anadolu ve Balkanlardaki görev yerlerinin, bin yıl önceden kitabe haritada nokta halinde belli olması gibi onun yüce görevi de ezelden, yüce planlayıcı tarafından takdir edilmişti belli ki. Türklere İslamı tanıtan ve sevdiren pir, her yüzyılda bir gelen, bir halkası Yunus Emre'miz ve bilinen gelmiş son halkası da büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olan, mukaddes görevli Türkler zincirinin halkalarından en önemlisiydi muhakkak.

Tarihte büyük başarılara imza atmış, İslamın yayılması, temsili ve bekçiliği mukaddes göreviyle, canla-başla, aşkla savaşarak galip geldiği ülkelerin sadece topraklarını değil, İslamın ve Türklüğün esası sevgi, merhamet ve adaletle davranarak insanlarının gönlünü de fethetmiş, kendisine ait, Türkçe gibi musikî güzelliğinde, zengin bir dili, Pir Hoca Ahmed Yesevi'nin önemli sentezi ile özümsediği İslam gibi güzel bir dini, sınırsız zenginliği çeşitliliği, zengin örf ve adetleriyle büyük bir millet iken, sahip olduğumuz bu eşsiz değerleri bırakıp batı taklitçisi, İslamın özüyle bağdaşmayan, dört halife dönemindeki hizmet makamı halifeliği saltanata çevirmiş olan arap kültürü özentisi bir ülke haline gelmiş olmamız ne acı...

Bugün yaşadığımız acıların, yoksunlukların sebebi de bu muhakkak. Tek çare de bir an önce özümüze dönmemiz. Türk-İslam Tasavvufu kaynaklı ilim irfan ışığıyla donanıp kendi değerlerimize sahip çıkmamız. Hakkınca anlayarak, örnek alarak izlerinden yürüyebilmekle...

Rab’bimize yönelmek, sığınmak ve her gün beş vakit, her rekatte namazlarımızda okuduğumuz Fatiha/5 de söylediğimiz gibi O’na inanmak, sadece O’ndan yardım dilemek ilk İhtiyacımız olan. Ve Türklere İslamı öğreten, sevdiren Anadolu erenlerimizin ocağı Pir Hoca Ahmet Yesevi ruhu, sevdamız ay yıldızlı al bayrağımızın altında, göklerden gelen nurla aydınlanmış, şahlanmış yılkı atı gibi bizi şahlandıracak olan!

Birey, millet, ümmet olarak kurtuluşumuz ve hatta insanlığın kurtuluşu illa aşkla olacak muhakkak. Her ne iş yapıyor isek aşkla yapmak; Herşeyde olduğu gibi lütfuyla, her koşulda, herşeye rağmen, Rab'bimizin lütuflarının farkındalığıyla, daim şükürle, coşkuyla, illa aşkla yaşamakla ulaşacağız asrı saadete inşallah.

O kutlu ocağa, yolunda yürüyen Anadolu erenlerimize ve ay yıldızlı al bayrağımıza duyduğumuz sevda olmalı aşk!...

İlla Aşk/ Adevviye Şeyda

img

MURAT GÜLŞAN

Araştırmacı yazar

Yorumlar